Buzullarda Randevu

Zeynep Okyay
İstanbul Artnews IAN Piyasa Subat 2017

asl_din_echoes_of_a_distant_time_2015_1.jpeg

Echo of a Distant Time, Aslı Dinç, video performans, 2015

Daha çok küçük yaşta izlediği bilim kurgu filmleri, distopya kitapları ve bilgisayar oyunları Aslı Dinç’i çok etkilemiş. Öyle etkilemiş ki bir dönem astrofizik okumayı bile istemiş. Ancak sonradan işler değişmiş, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde resim lisansı yaptıktan sonra Yıldız Teknik Üniversitesi’nde yüksek lisansına devam etmiş. Bugünse, fotoğraf ve video ağırlıklı olarak disiplinler arası çalışıyor. İşleri, Büyükkuşoğlu ailesi koleksiyonunda, Hüma Kabakçı ve Billur Tansel’in kurduğu Open Space Contemporary’de yer alan Aslı Dinç, video ve fotoğraf yerleştirmeleriyle Meksika ve Kolombiya’da sergi yapma imkanı buluyor. Son olarak Londra’daki “Tribe16 International Art Festival”e katılan Aslı, aynı zamanda Türkiye’deki sanat fuarlarına da Contemporary İstanbul ve Art International İstanbul’a işleriyle katılılma şansı yakalıyor; Mustafa Kemal Yurttaş ile birlikte kurduğu performans düosu AslieMk’nın ilk performansı “To find out (free side)” ile 2013 Mamut Art Project’e seçiliyor, işleri Art50.net’ten satışa sunuluyor.

 

Aslı’nın zaman ve mekan kavramıyla bir alıp veremediği var, orası aşikâr. Zaman ona göre lineer ilerleyen bir kavram değil çoğu zaman. İşlerinde hissettirmek istediği duygu ‘zamansızlık’. Aynı zamanda işlerinde mekânlar da farklılaşmış halde. Sonuç olarak, varsa yoksa distopya; çünkü Aslı’ya göre zaman ve mekân duygusunun bu kadar parçalanmış olduğu, küresel ısınmanın bu denli ilerlediği bir dünyada hepimiz bir distopyanın içindeyiz.

Sanatçı gündelik hayatta yaşadığı kaygıları, zamansız ve mekansız ortamlarda birer distopya sahnesine çeviriyor. Bunlar içinde yeni arayışlar yaratıyor; kabul görmüş kavramları, bilindik yerleri bilmiyormuşçasına yeniden keşfe çıkıyor: Tabula rasa! Şimdi levhayı doldurma zamanı. İşlerin isimlerini bazen tam da kelime anlamındaki gibi kullanıyor; sanki deyimleri hiç bilmeyen üç yaşındaki bir çocuğun algılayışı gibi ya da fark etmeden yanlış anlamış gibi. Her gün geçtiğimiz yerleri yeniden adım adım yürüyor, ilk defaymışçasına. En çok kullandığı yöntemlerden biri de hissiyat haritaları. Dikkatinizi çekerim, psikocoğrafyanın terminolojisindeyiz.
 
Aslı’nın işlerinden konuşmaya belki de kendisinin çok içtenlikle anlattığı bir süreçten bahsederek başlayabiliriz. Çok kişisel bir deneyim: “Distopya” serisini yarattığı sabah, Aslı uyandı. Kendini bir uzay kadınının (astronot) bedeninde buldu. Farklı bir gerçekliği deneyimledi, tıpkı Gregor Samsa gibi. Uzun zamandır hissettiği, fragman fragman ona göz kırpan o hissiyat geldi oturdu. Düşündü, başka bir zamandayım, hava tamamıyla değişmiş, vücudum buna uyum sağlayamayacak. Gitti, deniz gözlüğünü aldı, yüzüne taktı, burnunu da kaplayan gözlük sayesinde nefes de alabiliyordu, yepyeni bir âlemin astronotu gibi. Fotoğrafları çekti. Her şey olup bittikten sonra da onlara plastik bir etki vermek için müdahalelerde bulundu. Artık seyirci fotoğraflara baktığında onları bir an olsun resim sanabilecekti.
 
Absürdün eşlik ettiği ciddi mevzular bunlar. İşleriyle buluşan seyircileri, sunduğu hibrit ortama dahil etmek isteyen Aslı seyirciye küçük ipuçları veriyor. Örneğin bir yerde gözlük görüyorsanız oradaki zaman ve mekân diliminde bir terslik var demek oluyor. Sunduğu ortamın yaşam koşullarını yeniden düşünmek gerekiyor.
 
Aslı, kusurların üzerini hemen kapatmaya çalışmıyor, rastlantısallığa hak tanıyor, bırakınız yapsınlar edasıyla... Sonunda “Mercury Poisoning” gibi bir seri çıkabiliyor, örneğin. “Mercury Poisoning” bir video yerleştirmesi, farklı boyutlardaki ekranlarda gösterilecek 10 videodan oluşan yerleştirme, post apokaliptik bir dönemde tamamıyla zehirlenmiş bir balıkçı kasabasını tasvir ediyor. Bu videoları yaratma fikri ise sanatçının kamerasının kusurundan kaynaklanıyor.
 
Aslı Dinç’ten bahsederken üzerinde duracağım diğer üç iş, rezidans süresince ürettiği eserleri: “Sysyphus”, “Them” ve “Echoes of a Distant Time” eski uygarlıkların olduğu yerlerin yeni ziyaretçileriyle buluştuğu anlardan oluşuyor. Bu arada, sevenler hemen yakalayabilir: İşlerin isimleri, evet, Pink Floyd’dan geliyor. “Sysyphus” ve “Them”, alabildiğince mor bir mavide yine gözlükleriyle, hem de bu sefer gözlüğünü tersten takmış, yüzü de değişmiş bir kadının (?) bize karşıdan bakışı. İşlerinde aslında hep kendi bedenini kullanan Aslı, sadece bu iki fotoğraflık seride kendisi yerine rezidanstaki sanatçı arkadaşı Elif Kahveci’yi çekiyor. O anı anlatırken “İyi ki de arkası dönüktü” diyor, “ya gözlerimiz kesişseydi, bana baksaydı çekemezdim...” Sartre’ın betimlediği, aynaya bakarken aynanın içinde başkasının ona baktığını gören kişi gibi, savunmasız ve çaresiz kalırmışçasına. “Echoes of a distant time” ise, Aslı’nın kendisini de bir adak gibi hissettiği, Halikarnas Mozolesi’nde vakti zamanında krala adak olarak sunulanların kanlarının aktığı havzadan geçiş anı.
 
Kendisi çok kullanıyor: ‘Dérive.’ Açıklaması zor terim. Her şey altüst, yer değiştirmiş ve bütün bu kaosun içinde kendi yerini de bulmuş üstelik: Evrim teorisi. Düşünün deprem olmuş, çamaşır makineleri ters dönmüş, sonra bir bakmışsın tersten çalışıyor. Aslı’nın kurgusu da tam böyle. İşte tam da bu nedenle arkeolojik alanlar onu daha da çok heyecanlandırıyor. Her şeyin zamana göre belgelendiği bir yerde, zamansızlığı göstermek tam bir meydan okuma değil mi?
 
Aslı’nın sanatsal pratiği benim için önemli, çünkü tamamıyla eşsiz. Kişisel merak, zevk ve korkularından, bedeni aracılığıyla yola çıktığı her işinde imzasını görebiliyorsunuz. Normları ve klişeleri, kendi otosansürünü, simülasyonları kırma ve kavramları yeniden kurma çabasıyla oldukça cesur bir tavır sergiliyor. Ama asıl olan bunun varoluşuyla birleşmesi; zaten başka türlüsünü yapamayacak olması. Aslı Dinç, yeni video projesinde annesiyle kutuplarda bir buzulun içinde buluşmaya hazırlanıyor. Bu dünyada onunla buluşma ihtimali olmayan sanatçı, annesinin paralel evrende, Küba’da keyif çatma ihtimalini es geçmiyor. Şehrin tam ortasında, hikayelerini unuttuğumuz köşelerde, eski uygarlıkların habitatında zamansızlık ve mekansızlığın solucan deliklerini arayan Aslı Dinç’in, yeni projelerini heyecanla bekliyorum.